Tefeyyüzat |  görsel 1

20 01 2016

Ailede mahremiyet hassasiyeti

Geçtiğimiz günlerde İslâmın aile ortamında tesettür kaideleriyle doğrudan ilgili bir hükmünün medyada menfi bir şekilde yer alması “Ailede tesettür” kavramını yeniden hatırlattı. Hz. Âdem (as) ile başlayan peygamberlik müessesesi, insanoğlunun sınır konulmayan hayvânî duygularına, semavî şer’î sınırlar koymuş, peygamberlerin hayatı bunun mücadelesiyle geçmiştir. Aile içi cinsel taciz, insanlık tarihinde sıkça rastlanan, kavimlerin helâk sebeplerinden biridir. Babası Hz. Âdem’in (as) şeriatına uymayan ve bu yüzden kardeşi Habil’i öldüren Kabil ile başlamış, ilâhlar ve ilâhelerle dolu Yunan, Roma, Mısır medeniyetlerinden günümüze intikal etmiştir. Bu medeniyetlere ait mitolojik hikâyeler ensest örnekleriyle doludur. İşte peygamberlerin mücadele ettiği hastalıklardan biri olan ensest ne yazık ki, günümüzde bütün insanlığı tehdit eden boyutlara ulaşmıştır. Bu sapıklığın “koruyucu hekimlik” çerçevesinde mütalâa edilebilecek tek reçetesi, insanın fıtratındaki güzelliklere hitap eden Kur’ân’ın tesettür emridir. Bediüzzaman Hazretleri Tesettür Risalesi’nde cinsel bir sapkınlık olan ensest hastalığını ve ilâcını nezih bir Kur’ânî üslûpla şöyle beyan eder: “İnsan hemşire misillü mahremlerine karşı fıtraten şehevânî his taşıyamıyor. Çünkü mahremlerin simaları, karabet ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve muhabbet-i meşrûayı ihsas ettiği cihetle, nefsî, şehevânî temayülâtı kırar. Fakat bacaklar gibi şer’an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süflî... Devamı

16 07 2015

Risale-i Nurda Bayram Hakikati

  RİSALE-İ NURDA BAYRAM HAKİKATİ  Nev’-i beşerin ağlanacak gülmelerine, endişe-i istikbal ve akibet-bînlik adesesiyle, gayet şaşaalı bir gece bayramında, hapishane penceresinden bakarken, nazar-ı hayalime inkişaf eden bir vaziyeti beyan ediyorum.         Sinemada, eski zamanda mezaristanda yatanların vaziyet-i hayatiyeleri göründüğü gibi, yakın bir istikbalde mezaristan ehli olanların, müteharrik cenazelerini görmüş gibi oldum. O gülenlere ağladım. Birden bir tevahhuş, bir acımak hissi geldi. Aklıma döndüm, hakikattan sordum: “Bu hayal nedir?” Hakikat dedi ki:         Elli sene sonra, bu kemal-i neş’e ile gülen ve eğlenen zavallılardan, elliden beşi, beli bükülmüş yetmiş yaşlı ihtiyarlar gibi; kırkbeşi, mezaristanda çürümüş bulunacaklar. O güzel sîmalar, o neş’eli gülmeler, zıdlarına inkılab etmiş olacaklar.  كُلُّ آتٍ قَرِيبٌ  kaidesiyle; madem yakında gelecek şeylerin gelmiş gibi görülmesi bir derece hakikattır; elbette gördüğün hayal değildir. Madem dünyanın gafletkârane gülmeleri, böyle ağlanacak acı hallerin perdesidir ve muvakkat ve zevale maruzdur; elbette bîçare insanların ebedperest kalbini ve aşk-ı bekaya meftun olan ruhunu güldürecek, sevindirecek, meşru dairesinde ve müteşekkirane, huzurkârane, gafletsiz, masumane eğlencelerdir ve sevab cihetiyle bâki kalan sevinçlerdir. Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istilâ edip, gayr-ı meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde zikrullaha ve şükre çok azîm tergibat vardır. Tâ ki; bayramlarda o sevinç ve sürur nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünki ş&... Devamı

13 07 2015

Risale-i Nurda Leyle-i Kadir Hakikati

RİSALE-İ NURDA LEYLE-İ KADİR HAKİKATİ   Râbian: Şu mübarek Şehr-i Ramazan, Leyle-i Kadr’i ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i kadirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-ü bâkidir. Barla lahikasından   Hem meselâ: İnsafsız ehl-i ilhadın mübalağa zannettikleri hattâ muhal bir mübalağa ve mücazefe tevehhüm ettikleri biri de, amellerin sevabına dair ve bazı surelerin faziletleri hakkında gelen rivayetlerdir. Meselâ: “Fatiha’nın Kur’an kadar sevabı vardır.” “Sure-i İhlas sülüs-ü Kur’an”, “Sure-i İza Zülziletil-ardu, rubu’” “Sure-i Kul ya eyyühel-kâfirûn rubu’”, “Sure-i Yâsin on defa Kur’an kadar” olduğuna rivayet vardır. İşte insafsız ve dikkatsiz insanlar demişler ki: “Şu muhaldir. Çünki Kur’an içinde Yâsin ve öteki faziletli olanlar da vardır. Onun için manasız olur.”         Elcevab: Hakikatı şudur ki: Kur’an-ı Hakîm’in herbir harfinin bir sevabı var, bir hasenedir. Fazl-ı İlahîden o harflerin sevabı sünbüllenir, bazan on tane verir, bazan yetmiş, bazan yediyüz (Âyet-ül Kürsî harfleri gibi), bazan binbeşyüz (Sure-i İhlas’ın harfleri gibi), bazan onbin (Leyle-i Berat’ta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf edenler gibi) ve bazan otuzbin (meselâ haşhaş tohumunun kesreti misillü, Leyle-i Kadir’de okunan âyetler gibi). Ve o gece bin aya mukabil işaretiyle, bir harfinin o gecede otuzbin sevabı olur anlaşılır. İşte Kur’an-ı Hakîm, ... Devamı

13 07 2015

Kadir Gecesini nasıl ihya edelim?

'Bin aydan daha hayırlı gece' olarak nitelendirilen Kadir Gecesini nasıl değerlendirmeliyiz? Kur'an-ı Kerim'in indirilmeye başlandığı Kadir Gecesi, "sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu gece" olarak kabul ediliyor. Bu gecede mü'minler mümkün mertebe, vakit ve imkânları ölçüsünde Kadir Gecesini değerlendirmeye çalışırlar. Uyku ve istirahatla geçirmemeye gayret ederler. Çünkü bu gecede herbir Kur'ân harfine otuz bin sevap verilmektedir. Diğer ibadetlerin sevabı da o nisbette artış göstermektedir. Kadir Gecesini değerlendirmek ve o vaktin feyiz ve bereketinden istifadeyi arttırmak için namaz kılınır, Kur'ân okunur, Kur'ân tefsirleri mütâlâa edilir. Zikredilir, salavat-ı şerife getirilir. Dualar edilir, Allah'a niyaz ve tazarruda bulunulur. Fakir ve kimsesizler doyurulur, bol bol sadaka verilir. Hâsılı her vesileyle vakit nurlandırılır. Kadir Gecesinin getireceği büyük kazanç hakkında rivayet edilen hadisler en güzel teşvik mahiyetini taşımaktadır. "Kim inanarak, sevabını ancak Allah'tan bekleyerek Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir." (Buhari, Siyam: 71, İbni Mâce, Dua) Bu geceyi ihya için ilim öğrenmeli, mesela ilmihal okumalı, kaza namazı kılmalı, Kur'an-ı kerim okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölü diri bütün müminlere göndermeli! Kadir gecesini ihya edenin, Ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, bütün günahları affolursa da, namaz, oruç ve kul borçları ödenmiş olmaz. Bunları kaza ederek, ödeyerek borçtan kurtulmak gerekir. KADİR GECESİ... Devamı

13 07 2015

Bir ömre bedel bir gece: Leyle-i Kadir

Kadir gecesine giriyoruz. Kur’ân’ın; “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrâil o gece her türlü iş için Rablerinin izniyle inerler. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir rahmettir.”1 Buyurduğu; Peygamber Efendimiz’in (asm), “Allah Kadir Gecesini ümmetime hediye etmiştir. Ondan önce hiç kimseye vermemiştir.”2 buyurduğu kadri ve kıymeti yüce bir geceye giriyoruz.   Bu gece, kâinatın rahmetle kuşatıldığı bir gece!  Bu geceyi idrak etmek bir ömür yaşamaya bedel!  Kur’ân’ın dünya semasına nazil olduğu Kadir Gecesi, inşallah, bir kez daha rahmete susayan gönüllerimizi ihya edecek.  Yaklaşık bir aydır arınan kalbimiz, ibadetlerle Cenâb-ı Hakk’a yaklaşan ruhumuz bu gece inşallah arınmışlığın zirvesine yükselecek. Zikrimiz ve fikrimizle, Kur’ân okuyarak, göz yaşlarıyla tevbe ve istiğfar ederek Allah’a sığınacak ve inşallah seksen yıllık bir hayırlı ömürle kazanmaya denk yüksek sevaplar kazanabileceğiz.  Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Kim Kadir Gecesinde faziletine inandığı ve sevabını Cenâb-ı Hak’tan umduğu için ibadete kalkar ise, geçmişteki günahları bağışlanır.”3 Allah’ın Kadrini Bilirsek… Ramazan ayında rahmetin, mağfiretin, sevabın, feyzin ve faziletin zirveye ulaştığı bu gece: Kadir ve kıymet gecesi!  Biz Allah’ın kadrini bilirsek, bizim de Allah katında kadrimiz ve kıymetimiz olur. “Onlar Allah’ın kadir ve kıymetini hakkıyla bilemediler.”4 buyurarak bizi muhakkak ve muhakkak Allah’ı bilmeye ve takdir etmeye çağıran Kur’ân, Allah’ın bizi hadsiz bir şefkatle, sonsuz bir mağfiret ve sınırsız bir rahmetle kucakladığını ve merhamet bu... Devamı

12 07 2015

Günün Karikatürü 12.07.2015

Günün Karikatürü 12.07.2015 |  görsel 1

• Hem Ankara’da, divan-ı riyasetinde pekçok mebuslar varken Mustafa kemal şiddetli bir hiddetle divan-ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak: “seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.” Ben de onun hiddetine karşı dedim: “namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.” dehşetli bir put kırdım.    Hazır mebus dostlarım telâş ettikleri ve herhalde beni ezeceklerini tahmin ettikleri sırada, bana karşı bir nevi tarziye verip o mecliste hiddetini geri alması, âdeta dehşetli bir kuvveti ve hakikati hissedip geri çekilmesi, ikinci gün hususî riyaset odasında, Hücumat-ıSitte’nin Birinci desîse içinde bulunan “Meselâ, Ayasofya Camii ehli fazl ve kemalden, ilâ ahir...” cümlesinden başlayan, tâ İkinci desîseye kadar, bir saat tamamen ona söyledim.    Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim hâlde bana ilişmemesi, hatta taltifime çok çalışması, kat’iyen bu üç cebbar fevkalâde kumandanların bu üç acip hâletleri, âdeta eski said’den korkmaları, şüphesiz ki risale-i nur’un, ileride kahraman şakirtlerin şahs-ı manevîsinin harika bir kuvveti ve risale-i nur’un parlak bir kerametidir.   Kaynak:http://www.yeniasya.com.tr/risaleinur/emirdaglahikasi/#422                                                            ... Devamı

09 07 2015

Oruç, şükrün anahtarı hükmündedir!

Peygamberimiz (asm) şöyle duâ ederdi; “Yâ Rabbi! Recep ve Şaban aylarını bize mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına kavuştur.” Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennem’den kurtuluştur. 1 Ramazan ayı rahmet, mağfiret ve kurtuluş ayı olduğu için mümkün mertebe nefsin şerrinden uzak kalmak, elden geldiği kadar Kur’ân’la, ibadetle, istiğfar ve salâvatla zamanı geçirmek büyük kârdır. Ramazan-ı Şerif içerisinde Kadir Gecesi’nin de olmasıyla izzet ve şerefi bir kat daha artan mübârek bir aydır. Efendimizin (asm) “Ümmetimin ayıdır” diye buyurduğu iyilik, tövbe ve sabır ayıdır. Hadis-i Şerifte: “Ramazan geldiğinde Cennet kapıları açılır; Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da bağlanır. Allah’ü Teâlâ’nın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.”2 buyurmuş. Ramazan-ı Şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahlardandır.  Hadis-i Şerifte şöyle buyurulur: “Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazanda ki o bir günkü sevaba kavuşamaz”3 Cenâb-ı Allah (cc) Kur’ân’ı Kerîm’de meâlen şöyle buyurur: “O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, apaçık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile batılın arasını ayıran Kur’ân, o ayda indirilmiştir.”4 Âyet-i Kerimenin mealinden anlaşıldığı üzere Kur’ân, Ramazan ayı içerisinde indirilmiş, bu ve daha birçok hikmetlere binaen Cenâb-ı Allah m&uum... Devamı

09 07 2015

Kadir Gecesi ne zaman?

   Antalya’dan Hasan Aksoy: “Bir kardeşimiz, “İmam-ı Şaranî’ye göre bu sene Kadir Gecesi 11 Temmuz 2015 Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gecedir” diyor ve kendisinin de aynı kanaatte olduğunu söylüyor. Bedîüzzaman Hazretlerine göre Kadir Gecesi ne zamandır?” HER GECEYİ KADİR BİLMELİDİR    Ramazan-ı Şerif ayının son on gününe girdik. Bundan böyle her geceyi Kadir Gecesi bilmelidir. Ve evrat ve ezkarımızı, duâ ve niyazımızı buna göre hiç vesvese etmeden her geceye yaymamızda yarar vardır. Bu gecelerden birinde Kadir Gecesine rastladığımızda, biz bilmesek de seksen yıllık bir amelin feyzine inşallah mazhar oluruz. Nitekim Peygamber Efendimizde (asm): “Kadir Gecesini Ramazan’ın son on gününde arayın.”1 buyurmuştur.     Bir başka rivayette Efendimiz (asm): “Bu gece bana gösterilmişti, sonra unutturuldu. Siz, son onda ve tek gecelerde arayın. Ayrıca bu gece kendimi su ve çamur içinde secde eder gördüm.”     Ebu Said (ra) devamla diyor ki: Resûlullah (asm) itikâf mahallinde iken, o günün sonuna doğru hava bozdu. Mescid o sıralarda dallarla örtülmüş çardak şeklindeydi. Hz. Peygamber’in (asm) burnu ve burun yumuşağı üzerinde secde dolayısıyla su ve çamur bulaşığını gördüm. Bu gece 21. gece idi.”2 İMAM-I ŞARANİ’YE GÖRE KADİR GECESİ    Kadir Gecesinin hangi gece olduğunun ihtilâfı dolayısıyla ulema, asfiya ve evliya muhtelif yorumlar yapmışlar, keşif ve müşahedelerde bulunmuşlardır. Bunlardan birisi de İmam-ı Şaranî’nin keşfidir. İmam-ı Şarani’nin Kadir Gecesi ile ilgili yorumu şöyledir: ‘Ramazan Pazar günü girerse Kadir Gecesi Ramazanın 28’ini 29&rs... Devamı

08 07 2015

Baldaki Şifa

  1937’de Alman araştırmacılar, balın zararlı bakterileri öldürücü tesire sahip olduğunu keşfettiler. Balın tifo, dizanteri gibi on çeşit hastalık mikrobunu öldürdüğü ispatlanmış bir gerçektir. Buhari ve Müslim’in rivayetine göre, bir sahabe Resulullah’a (asm) gelerek “Ey Allah’ın Resulü kardeşimde ağır bir ishal var diyor, Resulûllah da (asm) ona bal şerbeti içir der. Adam gider söyleneni yapar ve sonra gelir ve kardeşinin iyileşmediğini söyler. Resulûllah (asm), ona yine bal şerbetini içirmesini söyler. Adam tekrar gelir ve yine kardeşim iyileşmedi’ der. Bunun üzerine Resulûllah (asm), Allah doğru söyledi, yalan söyleyen kardeşinin karnıdır’ şeklinde cevap verir. Sonra adam kardeşine bal şerbeti vermeye devam ediyor ve kardeşi iyileşiyor.” İngilizce yayınlanan Meşhur B M J dergisinin yayınladığı, mide ve barsak iltihabına yakalanan 169 çocukla ilgili bir araştırma sonucuna göre, bal ile tedavi edilen çocukların mide ve barsak iltihaplarından kaynaklanan ishalin 58 saatte iyileştiği diğer bal almayan çocuklarda ise ishallerinin, ancak 93 saat sonra iyileştiği tesbit edilmiştir. Bal, midedeki fazla asitleri aldığı için, mide ve on iki parmak bağırsağında oluşacak yaralara karşı koruyor. Mide gastrit veya ülserine yakalanan insanlara sabah kahvaltısından 1,5 saat önce, akşam yemeğinden 2 saat sonra bir bardak bal şerbeti içirildiğinde mide ağrısını giderdiği gibi mide ve on iki parmak bağırsağındaki yaraları da tedavi ettiği tesbit edilmiştir. Öldürücü hastalıklara karşı insanı koruyan balda bütün mikropların öldüğü; Kanada ve Amerika’da yapılan araştırma ve deneylerle tesbit edilmiştir. Araştırmada, tifo, dizanteri gibi bir kısım mikroplar birkaç saat i&... Devamı

08 07 2015

Namaz insanı kötülüklerden nasıl korur?

“Ve o mü’minler ki, onlar namazları üzerine muhafazada bulunurlar.” (Mü’minun Sûresi, 9) İnsan şiddetli bir yağmura yakalansa, bir şemsiye altına sığınmaya çalışır. Doluya yakalanacak olsa, kendini bir saçak altına atmak için koşar. Bir de bugün dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi havadan üzerine bomba yağacak olsa, sağlam bir sığınak bulmak için canını dişine takar, oraya ulaşmaya çalışır.  Halbuki her an üzerimize sağanak sağanak günah yağmurları, şer doluları ve musîbet bombaları yağıyor. Bunlardan korunmak için de büyük bir şemsiyeye, sağlam bir sığınağa, muhkem bir kaleye ihtiyacımız vardır. Bu kale ve sığınak ise, abdest ve namazdır.     Namazı sadece kalıbımızla değil, kalbimizle de kılmalıyız. Namazını hem kalıbı,hem de kalbi kılan bir insan, nefsin ve şeytanın tuzaklarına düşmez. İnsan,kıbleye yönelip tekbir almakla, kendisine bir koruma setti meydana getirmiş olur. Rükuya eğildikçe, şeytanın salvoları boşa gider, secdeye kapandıkça nefsin hücumları tesirsiz hale gelir. Tehiyyata oturduğunda, önünde Resul-ü Ekrem Efendimizi, sağında Hazret Ebubekir’i, solunda Hz. Ömer’i, arkasında Hz. Osman’ı, Hz. Ali’yi ve diğer sahabe-i kiram efendilerimizi hazır bulur. Onların yanına hangi şerrin, şeytanın ve günahın yaklaşması mümkün olabilir ki? Namazı böyle bilen ve böyle kılan bir insan, elbette her türlü kötülükten, günahtan, şerden korunmuş olacaktır.Namaz, abdesti ile bedeni temiz tutarak zararlı mikroplardan arındırdığı gibi, zikir ve tesbihatı ile de kalbi temiz tutar, manevî hastalıklardan korur. Ama, namazı usûlüne ve tâdil-i erkânına uyarak kılmak şartıyla. İnsan namazını ifsat olmaktan korursa, namaz da o insanı her t&... Devamı

05 07 2015

Münker ve Nekir’e verilen cevap

      Peygamber Efendimiz (asm) bir gün mescidde kabir azabını, Münker ve Nekir’in ilk sorgulama esnasındaki heybetli hallerini ve berzah hayatını anlatırken, Hazreti Ömer (radıyallahu anh), “Ya Resûlallah (asm), suâl anında şimdiki aklımız bize verilecek mi?” diye sorar. Nebiler Serveri (aleyhi ekmelüttehaya) Efendimiz (asm), “Şimdiki aklınızla nasılsanız kabirde de öyle olacaksınız” buyurur. Bu cevap üzerine Hazreti Ömer, “Böyle olduktan sonra, kabir suâliyle alâkalı korku ve elem çekmeye lüzum yoktur” der.   Hazreti Ömer’in dâr-ı bekaya irtihalinin akabinde, bu hâdise Hazreti Ali’nin aklına gelir. “Bakalım Münker ve Nekir’e nasıl cevap verecek?” der. Cenâb-ı Hakk’ın aradaki perdeyi kaldırması neticesinde, Hz. Ali (ra), dostunun suâl anına muttali olur. Melekler heybetli halleriyle Hazreti Ömer’in (ra) yanına gelirler ve ona “Rabbin kim? Peygamber’in kim? Dinin ne?” diye sorarlar. Hz. Ömer (ra), meleklerin suâline yine bir soruyla cevap verir; “Siz nereden geliyorsunuz?” der. “Yedinci kat semadan.” cevabı üzerine, bu defa “Yedinci kat sema ile burası arasındaki mesafe ne kadardır?” diye sorar. Melekler, “Yedi bin sene...” derler. İşte o zaman, Hazreti Ömer, muhteşem bir cevap verir: “Siz yedi bin senelik yoldan geldiğiniz halde Rabbinizi unutmadınız da, ben evimden çıkıp kabre gelinceye kadar Rabb’imi, Peygamber’imi ve dinimi niçin unutayım?” der. Bu sırlı hâdiseyi müşahede eden Hazreti Ali, “Allah’ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun ey Ömer, sahiden dâvânın eriymişsin!” buyurur. Erdoğan AKDEMİR erdoganakdemir@mynet.com     Kayna... Devamı

04 07 2015

“O çocukların hesabı ahirette benden sorulacak”

   Hz. Ömer hilâfeti zamanında halkın içinde gezer, halkın eksiklerini, problemlerini tesbit ederdi.    Yine böyle bir gün kenar mahalleleri gezerken, çadırların birinin içinde bir kadın gördü. Kadının etrafında çocuklar ağlaşıyorlardı. Kadının önünde içinde su dolu bir tencere vardı.     Ömer (ra) ailenin yanına yaklaştı ve kadına çocukların niçin ağladığını sordu.     Kadın: “Açlıktan…” diye cevap verdi.   Hz. Ömer (ra) kadının tencereyi çocukları avutmak için karıştırdığını fark edince kendini tutamayıp ağladı. Kadın her gün çocuklarını uyutana kadar bu şekilde avutuyordu.    Ömer (ra) onları daha fazla izleyemedi. Derhal oradan ayrıldı ve zekât mallarının bulunduğu ambara gitti. Bir çuval un ve çeşitli yiyecekler aldı, sırtına yükledi. O sırada yardımcısı Eslem de (ra) yanındaydı. Yardım etmek istedi.     Fakat Ömer (ra): “Ey Eslem! Ben yükleneceğim. Çünkü o çocukların hesabı ahirette benden sorulacak.” dedi.    Ömer (ra) kadının çadırına geldiğinde çocuklar açlıktan uyumuşlardı. Ömer (ra) ocağı yaktı, çocuklar için yemeği bizzat kendisi pişirdi. Çocuklar da yemeğin kokusundan uyanmışlardı. Ömer (ra) yemeği alarak çocukların yanına gitti ve elleriyle onlara yedirdi. Çocuklar doyduklarında edeplice kenara çekildiler ve Ömer’in (ra) karşısına oturdular. Ömer (ra) onlarla muhabbet etti ve çocuklar oynaşıp gülünceye kadar yanlarından ayrılmadı.    Sonradan kalktı ve çadırdan ayrıldı.     Eslem’e (ra) dönerek:    “Ey Es... Devamı

04 07 2015

Yeni Asya Android Uygulaması Yayında

Yeni Asya Haber Portalı'nın Android uygulaması indirilebilir durumda.    Bilişim atağına devam eden Yeni Asya, Euronur tarafından geliştirilen Android uygulamasıyla okuyucuların haberlere anında ulaşabilmelerini sağlıyor. İnternet sitesinde yer alan tüm kategorilerdeki haber ve videoların yer aldığı uygulama, Google Play Store'dan indirilebilir. UYGULAMAYI İNDİRMEK İÇİN QR KODUNU OKUTUN, VEYAHUT TIKLAYIN    Uygulamayı indiren okuyucularımızın, uygulamaya mağaza üzerinden 5 yıldız vermesi ve istek, görüş ve önerilerini yine uygulama üzerinde bulunan Ayarlar > Geri Dönüşmenüsünden yapmalarını rica ediyoruz.    Yeni Asya'nın mobil uygulaması, yakın bir tarihte iPhone modelleri için de gelecek. Bu zamana kadar iPhone kullanıcılarımız tamamen mobil uyumlu hale getirilen yeniasya.com.tr üzerinden haberlerimizi takip edebilirler. Mücahit Çakır / mcakir@yeniasya.com.tr   Kaynak:http://www.yeniasya.com.tr/bilim-teknoloji/android-uygulamamiz-yayinda_344926                              ... Devamı

03 07 2015

Risale-i Nurların Basımı Serbest Bırakılsın

Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Ahmet Aytimur, Risale-i Nur’un basımı ile ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir mektup gönderdi. Risale basan Envar Neşriyat adına gönderdiği mektubunda Aytimur, Risale-i Nur’ların Diyanet’in korumasına verilmesi ile ilgili bazı sıkıntılar olduğunu, bunun aşılması gerektiğini söyledi. Aytimur, “Bu koruma memnuniyet verici olmakla beraber, tatbikatta bazı sıkıntılar olduğu herkesin malumudur. Bunun için risalelerin basımının serbest kalması Üstadımızın arzusuna muvafık olacaktır.” dedi. Aytimur, mektubunda şu görüşleri dile getirdi:  “...Şöhreti memleketimizin ve dünyanın her tarafını kaplayan Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin telifatı olan Risale-i Nur eserlerini altmış beş senedir neşretmekteyiz. Bu neşriyatımız Hazret-i Üstadın sağlığında bizzat onun tensibiyle olduğu gibi vefatından sonra da aynı esaslar çerçevesinde bu neşriyatımız devam etmektedir. Üstadımızın tayin ettiği varisleri ve onlardan neşriyat esaslarını öğrenenler de çeşitli merkezlerde bu hizmetlerini bugüne kadar ifa etmişler ve edeceklerdir. Üstadımız, Diyanet Riyasetinin de; ”has arkadaşlarımdan tashihe yardım için birisi başta bulunmak şartıyla” neşriyatını arzu etmişlerdir. Hem Diyanetin münasib gördüğü risaleleri neşretmesini istemiştir. Yıllardır bu neşriyatı yapan has talebelerin bastıkları sahih, sıhhatli eserler binlerce, milyonlarca insanlara ulaşmıştır. Yani değişmez ve değiştirilmez orijinal eserler millete malolmuştur. Bu gün elliye yakın dilde tercüme Risale-i Nurlar binlerce adet basılıp onlarca merkezlerde neşriyatı yapılmaktadır. Son zamanlarda aslına uymayan bazı risale yayınları yapılmışsa da milletimizin sağduyusu o işi yapanlara gereken cevabı vermiş ve vicd... Devamı

02 07 2015

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Gizlediği Dört Şey

     Hayatının hemen hemen tamamını göz altında geçiren Bediüzzaman Said Nursi'nin gizlediği 4 şey vardı ve bunları gizlemesinin tek sebebi de...    Üstad Bediüzzaman Said Nursi şahsına değil, Risale-i Nur'a teveccüh edilmesi için 4 şeyi gizlemiştir.    Talebelerinden Said Özdemir Ağabey: "Üstad elini, yüzünü, sesini, kabrini gizledi."    Üstad, elini öptürmezdi. Bazen zorla öptüklerinde "Kardeşim bu et ve kemik, şimdi bana tokat atmış gibi oldun!" derdi.    Yüzüne baktırmazdı. Yüzüne muhabbetle bakıldığında "Kardeşim gözünü indir yüzüme bakma, bana nazar değiyor, isabet-i ayn oluyor!" derdi.  Üstadın sesi son zamanlarında kısılmıştı. Öyle ki Zübeyir Ağabey dudak kıpırdatmasından onun meramını anlıyor ve diğer talebelere bu meramı anlatıyordu. Üstadın ses kaydını almaya niyetli olan Said Özdemir: "Üstadım sizin sesinizi alalım, sohbet edelim, bir hatıra olur." der. Üstad:  "Yook, caiz değil" diyerek reddeder.   Üstad, kabrini de saklamıştı. "Cenab-ı Hak benim kabrimi birkaç talebemden başkasına bildirmesin." diye mektubu vardı. Kabri Urfa'da iken her gelen bir avuç toprak alıp gidiyormuş. Halbuki Üstad, "Risaleleri okumak on kere benimle görüşmekten daha istifadelidir." derdi. (Said Özdemir Ağabey, Merak Yayınları - Erol Öztürkci) Kaynak:http://yozgatnur66.blogcu.com/said-nursi-nin-gizledigi-4-sey/20121315            ... Devamı

01 07 2015

Ey nefsim!!

Ey nefsim!! |  görsel 1

   "Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: “Fânîyim, fânî olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem.İsterim; fakat, bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim; fakat, bir Şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim; fakat, bu mevcudatı umumen isterim."   Bediüzzaman Said Nursî   Kaynak: http://www.yeniasya.com.tr/risaleinur/sozler/#352                                Devamı

30 06 2015

Kadınlara Bakmak

   «Buhari 23. Mü’minûn Suresi’nin 19. âyetini zik­ret­miştir ki, meali şöyledir: Allah hem hain gözlerin (tecessüslerini) hem de (fâsid) gönüllerin gizle­diği te­ma­yülleri bilir…      İbni Ebî Hatem’in, Abdullah bin Abbas vasıta­sıyla ri­vayetine göre; âyetteki hain gözlerin tecessüs ve fasid gö­nül­lerin te­mayülü şöyle tasvir buyurulmuştur: Hain gözlü o kimsedir ki; o, bir cemaatla bir yerde otu­rurken yanın­dan güzel bir kadın geçerse, ya­hut girdiği bir evde gü­zel bir kadın görürse, yanındakilerden hır­sız­layarak kadına sinsi sinsi ba­kar. Yanındakiler ken­disine bakınca hemen gözünü ayı­rır. Fakat Allah bilir ki, o hain gözlü kimse, kadının da­ire-i mah­re­miyetine gir­meğe gücü yetse muhakkak girmek ve zina et­mek ister.      Bundan sonra Buhari’nin arka arkaya iki hadisi vardır ki, bunlardan birisi: Veda Haccında Resul-i Ekrem Medine’den hareket ettiğinde terkisine amcası Abbas’ın oğlu Fazl’ı almıştı. Yolda güzel bir kadın bir mes’ele sor­mak üzere yaklaştığında, Fazl ka­dına bak­mağa başladı. Kadın da son de­rece güzel olan Fazl’a bakıyordu. Bu manzarayı gö­rünce Hazret-i Peygamber Fazl’ın çene­sinden tutup öbür tarafa çevirdi.      Öbürüsü de: Resul-i Ekrem bir kere as­habı yol üze­rinde otur­maktan men et­mişti. Fakat bilahare bu­nun iktisadî hayat için lüzum ve zarureti arz olu­nunca; Resul-i Ekrem ge­lip geçen kadın­lara bakılmaması, kim­seye eza olunma&sh... Devamı

Tefeyyüzat |  görsel 1