Tefeyyüzat |  görsel 1

16 07 2015

Risale-i Nurda Bayram Hakikati

  RİSALE-İ NURDA BAYRAM HAKİKATİ  Nev’-i beşerin ağlanacak gülmelerine, endişe-i istikbal ve akibet-bînlik adesesiyle, gayet şaşaalı bir gece bayramında, hapishane penceresinden bakarken, nazar-ı hayalime inkişaf eden bir vaziyeti beyan ediyorum.         Sinemada, eski zamanda mezaristanda yatanların vaziyet-i hayatiyeleri göründüğü gibi, yakın bir istikbalde mezaristan ehli olanların, müteharrik cenazelerini görmüş gibi oldum. O gülenlere ağladım. Birden bir tevahhuş, bir acımak hissi geldi. Aklıma döndüm, hakikattan sordum: “Bu hayal nedir?” Hakikat dedi ki:         Elli sene sonra, bu kemal-i neş’e ile gülen ve eğlenen zavallılardan, elliden beşi, beli bükülmüş yetmiş yaşlı ihtiyarlar gibi; kırkbeşi, mezaristanda çürümüş bulunacaklar. O güzel sîmalar, o neş’eli gülmeler, zıdlarına inkılab etmiş olacaklar.  كُلُّ آتٍ قَرِيبٌ  kaidesiyle; madem yakında gelecek şeylerin gelmiş gibi görülmesi bir derece hakikattır; elbette gördüğün hayal değildir. Madem dünyanın gafletkârane gülmeleri, böyle ağlanacak acı hallerin perdesidir ve muvakkat ve zevale maruzdur; elbette bîçare insanların ebedperest kalbini ve aşk-ı bekaya meftun olan ruhunu güldürecek, sevindirecek, meşru dairesinde ve müteşekkirane, huzurkârane, gafletsiz, masumane eğlencelerdir ve sevab cihetiyle bâki kalan sevinçlerdir. Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istilâ edip, gayr-ı meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde zikrullaha ve şükre çok azîm tergibat vardır. Tâ ki; bayramlarda o sevinç ve sürur nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünki ş&... Devamı

13 07 2015

Risale-i Nurda Leyle-i Kadir Hakikati

RİSALE-İ NURDA LEYLE-İ KADİR HAKİKATİ   Râbian: Şu mübarek Şehr-i Ramazan, Leyle-i Kadr’i ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i kadirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-ü bâkidir. Barla lahikasından   Hem meselâ: İnsafsız ehl-i ilhadın mübalağa zannettikleri hattâ muhal bir mübalağa ve mücazefe tevehhüm ettikleri biri de, amellerin sevabına dair ve bazı surelerin faziletleri hakkında gelen rivayetlerdir. Meselâ: “Fatiha’nın Kur’an kadar sevabı vardır.” “Sure-i İhlas sülüs-ü Kur’an”, “Sure-i İza Zülziletil-ardu, rubu’” “Sure-i Kul ya eyyühel-kâfirûn rubu’”, “Sure-i Yâsin on defa Kur’an kadar” olduğuna rivayet vardır. İşte insafsız ve dikkatsiz insanlar demişler ki: “Şu muhaldir. Çünki Kur’an içinde Yâsin ve öteki faziletli olanlar da vardır. Onun için manasız olur.”         Elcevab: Hakikatı şudur ki: Kur’an-ı Hakîm’in herbir harfinin bir sevabı var, bir hasenedir. Fazl-ı İlahîden o harflerin sevabı sünbüllenir, bazan on tane verir, bazan yetmiş, bazan yediyüz (Âyet-ül Kürsî harfleri gibi), bazan binbeşyüz (Sure-i İhlas’ın harfleri gibi), bazan onbin (Leyle-i Berat’ta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf edenler gibi) ve bazan otuzbin (meselâ haşhaş tohumunun kesreti misillü, Leyle-i Kadir’de okunan âyetler gibi). Ve o gece bin aya mukabil işaretiyle, bir harfinin o gecede otuzbin sevabı olur anlaşılır. İşte Kur’an-ı Hakîm, ... Devamı

27 06 2015

Nefsimle Bir Muhavere

     Ey nefsim! Ey bedbaht ve gafil nefsim! Nedir bu bitmez bilmek arzuların? Nedir bu kadar istediğin ve istemekten bıkmadığın şeyler? Yetmedi mi sana yirmi üç yıl boyunca tattığın zevali elem olan lezzetler? Daha neyin derdindesin soruyorum sana. Niçin daha da hiç tatmamış gibi aynı lezzetleri istiyorsun be ey bedbaht, gafil, ahmak, kör nefsim! Ne zaman öğreneceksin lezzetlerin geçici olduğunu, ne zaman anlayacaksın bu dünyanın fani olduğunu, keyif sürme yeri olmadığını? Ne zaman kabulleneceksin birgün ölümü tadacağını.   Ey nefsim, senden  “Ölüm mü?” sorusunu duyar gibiyim. Evet! Ölüm dedim sana, ölüm! Ne oldu sana, ölümü duyunca? Korktun değil mi? Korkma ey bedbaht, titre! Bu ne hâl böyle içine sıkıntı mı geldi? Onca tattığın lezzetler acılaştı değil mi? Hiç ölmeyeceğini, sonsuz yaşayacağını sanıyordun hâlbuki değil mi? Senin bu aciz halini gördükten sonra daha iyi anladım Fahri Kâinat’ın (a.s.m) “Lezzetleri acılaştıran ölümü çokça zikrediniz.” hadisinin kudsiyetini.    Bak ve dinle ey kendini layemut zanneden nefsim Rabbimiz ne diyor: ”Her nefis ölümü tadacaktır.” Evet, yanlış duymadın. Sen de gün gelecek tadacaksın adını diline almadığın ölümü. O zaman anlayacaksın işte dünya hayatının nasıl aldatıcı bir yer olduğunu. Sanki “Neden bana ızdırap veriyorsun?” dediğini işitiyorum. Bakıyorum da hemen şikâyete başladın. Yirmi üç yıl zevk û sefa içindeydin be, nedir bu şikâyetin. Azıcık mert ol da ölümün yüzüne erkekçesine bak.    Biliyor musun ey her türlü zevki tatmış nefsim! Bundan sonra seni sevmeyeceğim. Çünk&uum... Devamı

27 06 2015

Aşk Neden Acı Veriyor?

Aşk Neden Acı Veriyor? Aşk… Günümüz insanların bilhassa gençlerin sürekli mevzu bahis ettiği, üzerinde hayaller kurduğu ve kalbin hiç vazgeçemediği bir duygudur aşk. Peki, nedir aşkın tarifi? Bazılarımız insanın karşı cinse duyduğu aşırı sevgidir deyip aşkı dar bir kalıp içinde sıkıştıracak. Aşk sadece karşı cinse duyulan bir sevgi değil, sevdiğiniz tüm mevcudata örneğin paraya, arabaya, sevdiğiniz bir saat ya da kolye ya da giymeye kıyamadığınız bir elbiseye vs. düşkünlüğünüz ve sevginiz de aşktır. Peki ya ehli îman bir insanın Allaha olan aşırı muhabbeti ve peygamberimize (asm) olan sevgisi aşk değil mi? Aşktır, hem de aşkların en güzeli.    Yukarıda mezkûr örneklerden de anlaşılacağı gibi aşk ikiye ayrılıyor: hakîki aşk ve mecâzi aşk. Asıl olan aşk hakiki aşktır yani muhabbetullahtır. Mecâzi aşk ise hakîki aşka giden mecâzi bir köprüdür. Ama ne yazık ki biz mecâzi aşkı hakîki aşkla karıştırıyoruz. Mecâzi aşk nerede, hakîki aşk nerede. İşte bu yüzden insanların özellikle gençlerin baş belası olmuştur bu mecâzi aşk.    “Aşk şiddetli bir muhabbettir.” diyor Bediüzzaman Hazretleri. Demek ki biz neye şiddetli muhabbet ediyorsak ona farkında olarak ya da olmayarak âşık olmuşuzdur. Bazılarınız hadi oradan canım, ben şimdi çok sevdiğim arabama âşık mıyım diye hayret edebilir. Çünkü aşkı sadece mecâzi aşk olarak bilmişiz. Allah insanın mahiyet-i camiasına hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercetmiştir. Yani sevdiğimiz mevcudatı sınırı olmadan sonsuz sevebiliyoruz. Hâlbuki sevdiğimiz mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Gençliğimiz ve malımız Allah’a ısmarladık demeyip gittiği gibi. Ama bir türlü kabullenemiyoruz mahbublarımızın günü g... Devamı

Tefeyyüzat |  görsel 1